24 Temmuz 2013 Çarşamba

4 4 lük müsün?


Bazen alırım elime telefonumu ve başlarım rehberimi karıştırmaya, uzun süredir görüşmediğim insanlara kandiller, bayramlar dışında mesaj atarım. İnsanlara bazen unutulmadın, değerlisin tarzında hatırlatmalar yapmak hoşuma gidiyor. Bu yalanda değil aynen içimden geldiği gibi. Belli bir süre insanları denerim dönüşler oluyor mu? Kim arıyor? Kim soruyor? Değer denen kavram zaman akarken değişkenlik gösterir. Bu gün yanınızdaki insan sizin için önemlidir, bu değer yarında aynı yerinde olacağı anlamına gelmez. Hayat her dakika her saniye karşına bir şey çıkarıyor. Başına gelen her olay olumlu veya olumsuz seni olgunlaştırıyor, büyütüyor. Kısaca doğum günü dediğin olay sembolik oluyor. Hep deriz ya hani “kendim gibi insan bulamadım”. Karşımızdakilerden hep dürüstlük, doğruluk, insanlık bekleriz. Hatalara tahammülümüz yoktur bazen. Ama hiç düşünmeyiz karşımızdakiler için doğru, dürüstmüyüz? Bunlar göreceli kavramlar elbette kişiye göre değişecektir. Maximum düzeyde fayda beklersek minimum düzeyde karşılık buluruz. Öncelikle dünyada 4 4 lük insanlar olmadığını kafamıza sokmamız gerek. Tam anlamda insanlara yaranamayız bunu bilmek gerek. İnsanları olduğu gibi kabullenmek ve değiştirmeye çalışmamakla karşılıklı anlaşma sağlanacak. Her şey ufak bir anlayış, alttan alışla başlar aslında. Bu kendini ezdirdiğin, hakkını çiğnettiğin anlamına gelmez. Sadece hoşgörü meselesidir. Her zamanda böyle olmamak gerek belli bir süre anlayışınıza alışan kişi hep beklenti içerisine girebilir. Bu nedenle her şeyi dozunda yapmak gerek yeterli sevgi, değer, anlayış, alttan alış, belli düzeyde güveni sağlamak önemli. Böylelikle iletişim bağlarımızı güçlendirmiş oluruz.

22 Temmuz 2013 Pazartesi

GÜVEN


 
Güven değişik bir duygu. Azıyla da çoğuyla da yetinemezsin, yettiremezsin. Doğduğun an hayata tutunmaya başlarsın. Bazen kayar düşersin. Ama tekrar ayaklanıp yürürsün işte tam da burada dizlerini yaraladığında koşup yanına bir bayan gelir. Ufacık ağlamada dibinde biter ve sen ona zamanla güvenirsin. Nitekim o koca güveni bir daha öyle kolay kolay bulamazsın. Anne başkadır nede olsa. Daha sonra baba gelir. Ona da güvenirsin. Aile kavramını öğrenirsin ve dışarı çıkma zamanı gelir. Bir sürü arkadaş edinirsin. Hepsinin değeri ayrıdır tabi. Kimini yerlere göklere koyamazsın kimine daha az önem verirsin. İşte o tepelere koydukların var ya hep yerini yadırgamıştır aslında. Ancak sen hep yukarda olacaklar demişsin. Aslında o şansı diğerlerine vermiş olsan farklı olacaktı kim bilir. Bu koşuşturmacada, bu hengamede üç el istersin biri sırtındaki dost eli diğeri ellerinden tutan sevgili ve en önemlisi ise arkandaki koca el ailendir. O kadar çok insan çıkar ki karşına mutlu ettikleri gibi birçok şeye de pişman eder. O anda anlarsın aile gibi koca kavramın yanında bunların hiç değeri yoktur. Aldığın her darbede onlara koşarsın, her yaranı sarar eski haline gelmen için her şeyi yaparlar. Ayaklandığın an tekrar tekrar yanılırsın sen onlara arkanda oldukları için güvenirsin, onlarda sana her konuda başarılı olabileceğin için güvenir. İşte herkes bu aileye sahip değil. Bu konuda şanslı olduğumu düşünüyorum. Bazıları daha ailede güven duygusu sarsılıyor. Buda madalyonun diğer yüzü. Ailesinin güvenini arkasında bulamayan çocuk diğerine göre daha eksiktir hayatta her şeyi kendi başına yapacaktır. Belki bu ilerde eşiyle, çocuğuyla yaşayacağı en büyük problem olacaktır. İnsanları yargılarken keskin olmamak gerek kimin, nasıl bir ortamda yetiştiğini bilemeyiz. Önyargısız bakmalıyız insanlara.

20 Temmuz 2013 Cumartesi

DİLDE MÜSLÜMANLIK


Adalet kavramı adil olmaktan geçer. Ama  bu ve bunun gibi milyonlarca görüntü gerçek adaleti ortadan kaldırır. Dinimiz uçsuz bucaksız herkesi kucaklayacak kadar geniştir. Sadece 10 sağlam kaynak oku eğer kötü kafana yatmayan mantıksız bir şey varsa onu sorgulatabilecek kadar da özgürdür. Bugün dinin yanlış anlaşılmasındaki en temel sebep yanlış kaynaklar ve insanlardır. Gündemde ise dilde Müslümanlık konuşulmakda. Peki ne bu “dilde” olan Müslümanlık? Ben Müslümanım ben Müslümanım ben dinciyim ben oruç tutuyorum ben namaz kılıyorum bak ben hacca da gittim bak yemek dağıtıyorum aç doyuruyorum bak okul yaptırdım gibi bir çok örnek başında “BAK” kısmını aldıktan sonra doğrudan çöptür. Çünkü Müslümanlıkta gösteriş yoktur, şaşa yoktur. Mütevazılık vardır, dürüstlük vardır, yardım yapan kişi gizliden yapar ki yardımı alan kişi gücenmesin. Müslümanlıkta saygı vardır. Gerçek Müslüman kalp kırmaz, hak yemez, dedikodu veya fitne fesatla uğraşmaz, hayvan dahi olsa canlı hiçbir şeyi incitmez. Daha nice örnek verilebilir. Müslümanlıkta yapılması emredilen şeyler aslında düşünüldüğünde ahlaklı denilebilecek her insanda olması gereken davranışlardır. Ramazan Müslümanların ayıdır. Bu Müslüman olmayanların rahatlıkla saygısızlık yapacakları anlamına gelmez. İnan veya inanma saygı insanlığın getirdiği bir şeydir. Ramazan çadırı adı altında yapılan işi hem yanlış hem de doğru buluyorum. Ya şaşalı bir sofra düzenleniyor ya da yenmeyecek düzeyde bir sofra bunun ortası olmalı Ramazan sofrasının zengini fakiri olmaz. Çünkü amaç yoksul doyurmaktır paylaşmayı öğrenmektir, kardeşliktir. Daha ötesi fuzulidir. Diğer tarafta eşitliği emreden dinimiz varken, açlığa ve sefalete mahkum bırakılan Müslüman kardeşlerimiz varken komşu Arap emirlikleri, krallıklar hangi dine mensup ki gözlerinin önünde öldürülen insanları görmezden geliyorlar.( Bu konuda ilerleyen zamanda ayrı bir yazım olacak)

19 Temmuz 2013 Cuma

EĞİTİM SİSTEMİ STRES SİSTEMİ Mİ ?


Bir hayalle okuyorsun. 12 yıl temel eğitimi bitiriyorsun. Ki bu hangi temel burası ayrı bir tartışma konusu. Üniversiteye gitmek için birçok aşamada geçiyorsun. Kimine basit gelir ki o yoldan geçen biri olarak hiçte kolay olmadığını söyleyebilirim. Lise sonda başlar savaş kimi kendi başına kimi dersaneye gider ki birçoğu dersanede hazırlanır. Orası da ayrı bir kazanç yeridir. Türkiye’de her okulun eğitim seviyesi farklı olduğu gibi dersanelerde parasına göre eğitim kalitesi uygulaması var. Başlarsın test kitapları, dergiler, denemeler, testler derken koşuşturmaca. 100 kişiden sadece 20si ne istediğini biliyor, geride kalan 80 kişi ise ne istediğini nerde olmak istediğini bilmiyor. Yönlendirmeler oluyor ancak ne kadarı doğru tartışılır. Hazırlanma sürecini atlatırsın, sınava girme heyecanı gelir ki bazıları bundan ciddi derece etkilenir ve kötü sonuçlar alır. Sınava girersin OHHH bitti derken sonuç bekleme heyecanı vardır. Sonuçlar açıklanır her ne sonuç olursa olsun hep bir daha fazlasını bekleme vardır. Kendi değilse bile ailede önemli bir rol oynar. Klavuz açıklanır. Başlar bir yığın soru; Ne yazayım? Ne olayım? Nereye gideyim? Kendin bunları kafanda toparlarken bazı aileler baskı yapar süreci zorlaştırır. Kimisi çocuğunu özgür bırakır, “sen seç arkandayız” der. Aslında ikisinde de kişi yalnız karar vermek düşünmek, olayların içinden çıkmak zorundadır. Böyle zamanlarda etrafınızda aklıselim insanlar  varsa ne mutlu yoksa iş biraz daha zordur. Nitekim bir şekilde tercihler yapılır. İçine sinmiştir sinmemiştir artık yaptım yolladım bitti gitti rahatlığı vardır derken J tercih sonuçlarını beklemeye başlarsın. Açıklanır sonuçlar. Yaşadığın şehirse ne ala okula başlama heyecanıyla beklersin. Ancak şehir dışıysa başlasın barınma sorunu ev ara yurt ara derken illaki bir yerde karar kılmak zorundasın. Nitekim kayıt dönemi başlar. Kaydını yapar dönersin. Bu arada yaz tatili denen şey bitmiştir koşuşturmacada bunu yeni anlarsın. Ve ve okullar başlar. İlk başta bir heyecan vardır çünkü yeni ortam yeni insanlar.  Karakterine göre ortama ayak uydurma süren değişir. Arkadaş canlısıysanız çabucak ortamı kurarsınız. Ama diğerleri dediğimiz sınıftaysanız biraz daha zaman uzar. Başlasın ilk ders. İlk gündür ortamın değişikliği daha sonra aslında abartılacak bir yer olmadığını anlarsın. Hatta ve hatta bu muydu dersin kısa zamanda oflamalar poflamalar derken ortamın oluşmuş ve vize final derken çabucak bitiverir üniversite. Hayatta bir basamak daha çıkmışsındır. İyi bir donanımında olsa çevre denen kısmın yoksa iş bulma alanında zorlanırsın. Önce kendi alanında iş arar bulamadığında artık ne olursa yaparım olayına girersin. Bugün Türkiye’de  %85lik dilim kendi alanında çalışmıyor. Düşünelim böyle bir durumda verim ne kadar olur. Kısaca eğitim sistemi stres sistemidir. Aksini iddia eden olmayacaktır.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

BİZDEN EN İYİ BAŞKASI OLUR


Ülkeler arasında 2. Sıradayız aklınıza tarım, ekonomi, sanayi, teknoloji, uzay gelmesin bunların hepsinde çok çok gerilerdeyiz tabi bakış açısı aslında çok çok ilerdeyiz niye mi? Belki bu alanlarda ortaya bir ürün koyamıyoruz, listelerde gerilerde kalıyoruz. Ancak bu alanlarda üretilen ürünü en iyi biz kullanıyoruz nasıl mı? Mesela 2 yılda bir telefon değiştirmede ülkeler arasında 2 bize layık görülen sıra. İnterneti amaçsızca kullanma sıramızsa en iyisi 1 numara. Son model arabalara hastayız. Hemen hemen Türkiye’de her eve bir araba düşer. Benzin almaya paramız yoktur. Ordada her ay çalıştığımız kredi kartı devreye girer. Belki zengin ülkelerdeki kişi başı gelirle aramızda fazlasıyla fark var. Ancak eminim o para bizim elimizde olsa onlardan daha iyi kullanırız. Bizim olayımız bu kendi yaptığımız işler yerine başkalarının yaptıklarını anlatıp dururuz. Uzaya füze yollamışlar ee biz Allahın izninlen bizde göndeririz AlimAllah :D tüm mesele bu… Gider her hangi bir ürün için tonlarca para dökeriz bizde üretimi yok diye değil yabancı yapmışsa ii yapmıştır. O kaliteli yapar, o markadır, o havadır kısaca cıvadır. Sonrada bizde neden bu yok o yok e sen bizim bu ve o yu istemiyorsun ki. Bir günde oturun ve 1 aylık haberleri tarayın ve memlekette ne kadar zeki, akıllı insan, mucit var görün. Bunları öle tv başında ana haberlerde beklemeyin bizim ana haberlerimiz çok çok gelişelim diye hergün 3.sayfa haberi yapar 1 şehit, 1 kadına şiddet, 1 tecavüz, 1 ölü, ee 1 de yaralı daha ne olsun. Sizene Mersin,Konya,Rize,Gazi Antep,Urfa,Van,Karabük,Trabzon,Zonguldak,Kırşehir vb.. gibi illerdeki tarih kültür yapılan iş ve aş. Bizim haberlerde ülkemi yerlebir ederken diğer ülkeleri göklere çıkarma var. Ki adamların buna ihtiyacı yok zaten göğe çıkabiliyorlar. İhtiyacı olan biziz. Uzayda başkaları üs kurarken elimizde çayla tv başında değil o üssün başında olmalıyız. Elin gavuru yapmış demek yerine ASLANIM OĞLUM, EVLADIM bak neler yapıyor böle gururlanalım. Ben ne diyorum ya başkasının ŞEYİYLE en iyi gururu biz duyarız yanlış mıyım? Bizden en iyi başkası olur.

BIRAKIN ÇIT ÇIKSIN


Eski diye başlayan cümleler özlemlerle doludur. Kimin ağzından çıktığı önemli değil eski denmesi yeterlidir. Çocukluğunuz mesela; sadece oynadıkları oyunları sorun hep güzel şeyler çıkar. Çamurdan pastalar, ağaç yapraklarıyla sarılmış kumlar(sözde dolma) ,logolar, her mahallede tebeşirle çizilmiş bir sek sek, saklanbaç duvarı, cipslerden çıkan tasolar, misketler, ağaç evler, yakar top, evcilik adı altında girilen roller doktor, öğretmen, anne, baba, çocuk, hasta, misafir, aşçı, garson, müşteri bunlar çocukların gelişimi için fazlaydı bile. Hayatta girilebilecek tüm roller üstlenilirdi hakkıyla. Ne oldu o güzelim yaşam tarzına? Kapıldık bir teknoloji sevdasına gidiyoruz. Artık 4-5 yaşındaki çocuk herhangi bir sosyal paylaşım sitesinde üye hatta ikisine hatta hatta hepsine. Komşunun çocuğu ne oldu? Facebook arkadaşı daha ne olsun. Bundan 6-7 yıl önce liselerde münazara konusu olarak televizyonun, bilgisayarın insanlara zararı yararı tartışılıyordu daha orda yararlı diyen grubun kazanması, bizi ikna etmesi korkutmuştu beni şimdi daha iyi anlıyorum. Çocuğunun sesi çıkmasın uslu dursun gerekirse 24 saat tv, pc başında dursun hiç fark etmez. ÇIT çıkmasın yeter. Bugün tüm ebeveynler çalışıyor. Çocuk isteğe bağlı anneanne babaanne yanında veya bakıcı eşliğinde 1 2 yıl dolduruyor sonra kreşle okul yaşamı başlıyor. İşte tamda o zaman zamanı boşa geçirttirilmeye başlıyor. Arkasından gelen anaokulu daha sonra zorunlu boş bir 12 yıl ve günümüzde hemen hemen sokakta çevirdiğiniz herkesin okuduğu meşhur üniversite. Başlasın işsizlikte iş bulma çalışmaları evlilikti ev araba al derken eee birde emekli olayım. Geri dönüp baktığında hayat bir koşuşturmaca insanlar değil eşine, çocuğuna kendine vakit ayıramıyor. İşte olay burada başlıyor AYIRAMIYOR değil ayırmıyor olarak görüyorum ben . insan taş bile taşısa eğer ebeveyn olmayı göze aldıysa sorumluluklarını yerine getirmeli, çocuğuna vakit ayırmalı. Aksi takdirde bu çocuktan yaşamı boyunca beklentide bulunmayın. Emek verilirse karşılığı olur. Çocuklarınızı bol bol parka getirin, bırakın çamur, toz, toprak olsunlar ama çocuk olsunlar. Öle her sıkılmada vermeyin eline tv,pc. Komşunun çocukları olsun insanlarla o yaşta kaynaşsın, paylaşmayı öğrensin. Evcilikle birçok role girip asıl olanı kendini bulsun. Son model telefon bilgisayar psp yerine sevginizi verin. Yani kısacası diyeceğim o ki bırakın ÇIT ÇIKSIN…