Dışardan bakana güllük gülistanlık, toz pembe gözükür her
şey aslında hiçte öyle değildir. Fırtınalar kopar da bir yağmur damlası
hissetmez yanındakiler, bir rüzgar hissetmez. Hep böyle değil miyiz günlük
yaşamda bir çok zorlukla karşılaşırız da belli etmeyiz halimizi. NASILSIN? Sorusuna
iyiyim demek adet olmuş. Kocaman gülücükler dağıtmak istersin öylesin veya
değilsin tüm mesele tek kişi dahi olsa güldürmek, mutlu etmektir belki de kim
bilir. Hep mi böyle? Yok aslından alışkanlığındır bu belki de. Ama şu bir
gerçek gülmek altından daha değerli bir şey öyle birikimle, yatırımla olacak
şey değil. İçten olacak, samimi olacak en önemlisi gönlünden kopacak. Gülmek için
hem tanımakta gerekmez yolda, metroda,
otobüste minik bir tebessüm öldürmez sizi. Aksine kendi sıkıntınızı
unutturur. Örnekleyelim; çok büyük bir
derdin var, için içine sığmıyor ve otobüste oturuyorsun minik bir el çarptı
gözüne karşıdan öle minik yüzlü ama senden büyük gülücüklere sahip sırıtıyor. Eğer
gülüyorsan demek ki çözümsüz bir şey yoktur. Yine böyle durumlarda kulaklığı
kulağına takıp sahilde yürüyüşe çıkmanızı tavsiye ederim. Her bir insana baktığında
değişik hissedekceksin. Küçük küçük yolla gülücüklerini acıma belki
çevrendekilerde alışkanlık haline getirir. Onları mutlu ettiğin gibi sıkıntılı
anında biri de gelir bir tebessümle seni rahatlatır. Aslında insanlar
aynamızdır unutmamamız gereken en temel şey buydu belkide. Hüzün gösterirsen
hüzün, sevinç gösterirsen sevincin olur. Davetsiz bu hayatta kayıplar var evet
ama kazandıklarımız daha çokçadır. İşte bunları daha da arttırmak için kaşık
değil kepçe kepçe dökelim gülücükleri. Bardağı
kırmamak için gösterdiğimiz çabanın yarısını da sevdiklerimiz için göstersek ne
kaybederiz. Zamanı vakti var derken gün gelir çatar tüm imkanlar ortadan
kalkar, koskoca pişmanlık oturur yüreğimize. Sizi hunharca gülmeye çağırıyorum.
4 Ağustos 2013 Pazar
24 Temmuz 2013 Çarşamba
4 4 lük müsün?
Bazen alırım elime telefonumu ve başlarım rehberimi
karıştırmaya, uzun süredir görüşmediğim insanlara kandiller, bayramlar dışında
mesaj atarım. İnsanlara bazen unutulmadın, değerlisin tarzında hatırlatmalar
yapmak hoşuma gidiyor. Bu yalanda değil aynen içimden geldiği gibi. Belli bir
süre insanları denerim dönüşler oluyor mu? Kim arıyor? Kim soruyor? Değer denen
kavram zaman akarken değişkenlik gösterir. Bu gün yanınızdaki insan sizin için
önemlidir, bu değer yarında aynı yerinde olacağı anlamına gelmez. Hayat her
dakika her saniye karşına bir şey çıkarıyor. Başına gelen her olay olumlu veya
olumsuz seni olgunlaştırıyor, büyütüyor. Kısaca doğum günü dediğin olay
sembolik oluyor. Hep deriz ya hani “kendim gibi insan bulamadım”.
Karşımızdakilerden hep dürüstlük, doğruluk, insanlık bekleriz. Hatalara
tahammülümüz yoktur bazen. Ama hiç düşünmeyiz karşımızdakiler için doğru,
dürüstmüyüz? Bunlar göreceli kavramlar elbette kişiye göre değişecektir.
Maximum düzeyde fayda beklersek minimum düzeyde karşılık buluruz. Öncelikle
dünyada 4 4 lük insanlar olmadığını kafamıza sokmamız gerek. Tam anlamda
insanlara yaranamayız bunu bilmek gerek. İnsanları olduğu gibi kabullenmek ve
değiştirmeye çalışmamakla karşılıklı anlaşma sağlanacak. Her şey ufak bir
anlayış, alttan alışla başlar aslında. Bu kendini ezdirdiğin, hakkını
çiğnettiğin anlamına gelmez. Sadece hoşgörü meselesidir. Her zamanda böyle
olmamak gerek belli bir süre anlayışınıza alışan kişi hep beklenti içerisine
girebilir. Bu nedenle her şeyi dozunda yapmak gerek yeterli sevgi, değer,
anlayış, alttan alış, belli düzeyde güveni sağlamak önemli. Böylelikle iletişim
bağlarımızı güçlendirmiş oluruz.
22 Temmuz 2013 Pazartesi
GÜVEN
Güven değişik bir duygu. Azıyla da çoğuyla da yetinemezsin,
yettiremezsin. Doğduğun an hayata tutunmaya başlarsın. Bazen kayar düşersin.
Ama tekrar ayaklanıp yürürsün işte tam da burada dizlerini yaraladığında koşup
yanına bir bayan gelir. Ufacık ağlamada dibinde biter ve sen ona zamanla
güvenirsin. Nitekim o koca güveni bir daha öyle kolay kolay bulamazsın. Anne başkadır
nede olsa. Daha sonra baba gelir. Ona da güvenirsin. Aile kavramını öğrenirsin
ve dışarı çıkma zamanı gelir. Bir sürü arkadaş edinirsin. Hepsinin değeri
ayrıdır tabi. Kimini yerlere göklere koyamazsın kimine daha az önem verirsin.
İşte o tepelere koydukların var ya hep yerini yadırgamıştır aslında. Ancak sen
hep yukarda olacaklar demişsin. Aslında o şansı diğerlerine vermiş olsan farklı
olacaktı kim bilir. Bu koşuşturmacada, bu hengamede üç el istersin biri
sırtındaki dost eli diğeri ellerinden tutan sevgili ve en önemlisi ise
arkandaki koca el ailendir. O kadar çok insan çıkar ki karşına mutlu ettikleri
gibi birçok şeye de pişman eder. O anda anlarsın aile gibi koca kavramın
yanında bunların hiç değeri yoktur. Aldığın her darbede onlara koşarsın, her
yaranı sarar eski haline gelmen için her şeyi yaparlar. Ayaklandığın an tekrar
tekrar yanılırsın sen onlara arkanda oldukları için güvenirsin, onlarda sana her
konuda başarılı olabileceğin için güvenir. İşte herkes bu aileye sahip değil.
Bu konuda şanslı olduğumu düşünüyorum. Bazıları daha ailede güven duygusu sarsılıyor.
Buda madalyonun diğer yüzü. Ailesinin güvenini arkasında bulamayan çocuk diğerine
göre daha eksiktir hayatta her şeyi kendi başına yapacaktır. Belki bu ilerde
eşiyle, çocuğuyla yaşayacağı en büyük problem olacaktır. İnsanları yargılarken
keskin olmamak gerek kimin, nasıl bir ortamda yetiştiğini bilemeyiz. Önyargısız
bakmalıyız insanlara.
20 Temmuz 2013 Cumartesi
DİLDE MÜSLÜMANLIK
Adalet kavramı adil olmaktan geçer. Ama bu ve bunun gibi milyonlarca görüntü gerçek
adaleti ortadan kaldırır. Dinimiz uçsuz bucaksız herkesi kucaklayacak kadar
geniştir. Sadece 10 sağlam kaynak oku eğer kötü kafana yatmayan mantıksız bir
şey varsa onu sorgulatabilecek kadar da özgürdür. Bugün dinin yanlış
anlaşılmasındaki en temel sebep yanlış kaynaklar ve insanlardır. Gündemde ise
dilde Müslümanlık konuşulmakda. Peki ne bu “dilde” olan Müslümanlık? Ben
Müslümanım ben Müslümanım ben dinciyim ben oruç tutuyorum ben namaz kılıyorum
bak ben hacca da gittim bak yemek dağıtıyorum aç doyuruyorum bak okul yaptırdım
gibi bir çok örnek başında “BAK” kısmını aldıktan sonra doğrudan çöptür. Çünkü
Müslümanlıkta gösteriş yoktur, şaşa yoktur. Mütevazılık vardır, dürüstlük
vardır, yardım yapan kişi gizliden yapar ki yardımı alan kişi gücenmesin. Müslümanlıkta
saygı vardır. Gerçek Müslüman kalp kırmaz, hak yemez, dedikodu veya fitne
fesatla uğraşmaz, hayvan dahi olsa canlı hiçbir şeyi incitmez. Daha nice örnek
verilebilir. Müslümanlıkta yapılması emredilen şeyler aslında düşünüldüğünde
ahlaklı denilebilecek her insanda olması gereken davranışlardır. Ramazan
Müslümanların ayıdır. Bu Müslüman olmayanların rahatlıkla saygısızlık
yapacakları anlamına gelmez. İnan veya inanma saygı insanlığın getirdiği bir
şeydir. Ramazan çadırı adı altında yapılan işi hem yanlış hem de doğru
buluyorum. Ya şaşalı bir sofra düzenleniyor ya da yenmeyecek düzeyde bir sofra
bunun ortası olmalı Ramazan sofrasının zengini fakiri olmaz. Çünkü amaç yoksul
doyurmaktır paylaşmayı öğrenmektir, kardeşliktir. Daha ötesi fuzulidir. Diğer
tarafta eşitliği emreden dinimiz varken, açlığa ve sefalete mahkum bırakılan
Müslüman kardeşlerimiz varken komşu Arap emirlikleri, krallıklar hangi dine
mensup ki gözlerinin önünde öldürülen insanları görmezden geliyorlar.( Bu
konuda ilerleyen zamanda ayrı bir yazım olacak)
19 Temmuz 2013 Cuma
EĞİTİM SİSTEMİ STRES SİSTEMİ Mİ ?
Bir hayalle okuyorsun. 12 yıl temel eğitimi bitiriyorsun. Ki
bu hangi temel burası ayrı bir tartışma konusu. Üniversiteye gitmek için birçok
aşamada geçiyorsun. Kimine basit gelir ki o yoldan geçen biri olarak hiçte kolay
olmadığını söyleyebilirim. Lise sonda başlar savaş kimi kendi başına kimi
dersaneye gider ki birçoğu dersanede hazırlanır. Orası da ayrı bir kazanç
yeridir. Türkiye’de her okulun eğitim seviyesi farklı olduğu gibi dersanelerde
parasına göre eğitim kalitesi uygulaması var. Başlarsın test kitapları,
dergiler, denemeler, testler derken koşuşturmaca. 100 kişiden sadece 20si ne
istediğini biliyor, geride kalan 80 kişi ise ne istediğini nerde olmak istediğini
bilmiyor. Yönlendirmeler oluyor ancak ne kadarı doğru tartışılır. Hazırlanma sürecini
atlatırsın, sınava girme heyecanı gelir ki bazıları bundan ciddi derece
etkilenir ve kötü sonuçlar alır. Sınava girersin OHHH bitti derken sonuç
bekleme heyecanı vardır. Sonuçlar açıklanır her ne sonuç olursa olsun hep bir
daha fazlasını bekleme vardır. Kendi değilse bile ailede önemli bir rol oynar. Klavuz
açıklanır. Başlar bir yığın soru; Ne yazayım? Ne olayım? Nereye gideyim? Kendin
bunları kafanda toparlarken bazı aileler baskı yapar süreci zorlaştırır. Kimisi
çocuğunu özgür bırakır, “sen seç arkandayız” der. Aslında ikisinde de kişi yalnız
karar vermek düşünmek, olayların içinden çıkmak zorundadır. Böyle zamanlarda
etrafınızda aklıselim insanlar varsa ne mutlu yoksa iş biraz daha
zordur. Nitekim bir şekilde tercihler yapılır. İçine sinmiştir sinmemiştir
artık yaptım yolladım bitti gitti rahatlığı vardır derken J tercih sonuçlarını
beklemeye başlarsın. Açıklanır sonuçlar. Yaşadığın şehirse ne ala okula başlama
heyecanıyla beklersin. Ancak şehir dışıysa başlasın barınma sorunu ev ara yurt
ara derken illaki bir yerde karar kılmak zorundasın. Nitekim kayıt dönemi
başlar. Kaydını yapar dönersin. Bu arada yaz tatili denen şey bitmiştir
koşuşturmacada bunu yeni anlarsın. Ve ve okullar başlar. İlk başta bir heyecan
vardır çünkü yeni ortam yeni insanlar. Karakterine
göre ortama ayak uydurma süren değişir. Arkadaş canlısıysanız çabucak ortamı
kurarsınız. Ama diğerleri dediğimiz sınıftaysanız biraz daha zaman uzar. Başlasın
ilk ders. İlk gündür ortamın değişikliği daha sonra aslında abartılacak bir yer
olmadığını anlarsın. Hatta ve hatta bu muydu dersin kısa zamanda oflamalar
poflamalar derken ortamın oluşmuş ve vize final derken çabucak bitiverir
üniversite. Hayatta bir basamak daha çıkmışsındır. İyi bir donanımında olsa
çevre denen kısmın yoksa iş bulma alanında zorlanırsın. Önce kendi alanında iş
arar bulamadığında artık ne olursa yaparım olayına girersin. Bugün Türkiye’de %85lik dilim kendi alanında çalışmıyor. Düşünelim
böyle bir durumda verim ne kadar olur. Kısaca eğitim sistemi stres sistemidir. Aksini
iddia eden olmayacaktır.
17 Temmuz 2013 Çarşamba
BİZDEN EN İYİ BAŞKASI OLUR
Ülkeler arasında 2. Sıradayız aklınıza tarım, ekonomi,
sanayi, teknoloji, uzay gelmesin bunların hepsinde çok çok gerilerdeyiz tabi
bakış açısı aslında çok çok ilerdeyiz niye mi? Belki bu alanlarda ortaya bir
ürün koyamıyoruz, listelerde gerilerde kalıyoruz. Ancak bu alanlarda üretilen
ürünü en iyi biz kullanıyoruz nasıl mı? Mesela 2 yılda bir telefon değiştirmede
ülkeler arasında 2 bize layık görülen sıra. İnterneti amaçsızca kullanma
sıramızsa en iyisi 1 numara. Son model arabalara hastayız. Hemen hemen
Türkiye’de her eve bir araba düşer. Benzin almaya paramız yoktur. Ordada her ay
çalıştığımız kredi kartı devreye girer. Belki zengin ülkelerdeki kişi başı
gelirle aramızda fazlasıyla fark var. Ancak eminim o para bizim elimizde olsa
onlardan daha iyi kullanırız. Bizim olayımız bu kendi yaptığımız işler yerine
başkalarının yaptıklarını anlatıp dururuz. Uzaya füze yollamışlar ee biz
Allahın izninlen bizde göndeririz AlimAllah :D tüm mesele bu… Gider her hangi
bir ürün için tonlarca para dökeriz bizde üretimi yok diye değil yabancı
yapmışsa ii yapmıştır. O kaliteli yapar, o markadır, o havadır kısaca cıvadır.
Sonrada bizde neden bu yok o yok e sen bizim bu ve o yu istemiyorsun ki. Bir
günde oturun ve 1 aylık haberleri tarayın ve memlekette ne kadar zeki, akıllı
insan, mucit var görün. Bunları öle tv başında ana haberlerde beklemeyin bizim
ana haberlerimiz çok çok gelişelim diye hergün 3.sayfa haberi yapar 1 şehit, 1
kadına şiddet, 1 tecavüz, 1 ölü, ee 1 de yaralı daha ne olsun. Sizene
Mersin,Konya,Rize,Gazi Antep,Urfa,Van,Karabük,Trabzon,Zonguldak,Kırşehir vb..
gibi illerdeki tarih kültür yapılan iş ve aş. Bizim haberlerde ülkemi yerlebir
ederken diğer ülkeleri göklere çıkarma var. Ki adamların buna ihtiyacı yok
zaten göğe çıkabiliyorlar. İhtiyacı olan biziz. Uzayda başkaları üs kurarken
elimizde çayla tv başında değil o üssün başında olmalıyız. Elin gavuru yapmış
demek yerine ASLANIM OĞLUM, EVLADIM bak neler yapıyor böle gururlanalım. Ben ne
diyorum ya başkasının ŞEYİYLE en iyi gururu biz duyarız yanlış mıyım? Bizden en
iyi başkası olur.
BIRAKIN ÇIT ÇIKSIN
Eski diye başlayan cümleler özlemlerle doludur. Kimin
ağzından çıktığı önemli değil eski denmesi yeterlidir. Çocukluğunuz mesela;
sadece oynadıkları oyunları sorun hep güzel şeyler çıkar. Çamurdan pastalar, ağaç
yapraklarıyla sarılmış kumlar(sözde dolma) ,logolar, her mahallede tebeşirle
çizilmiş bir sek sek, saklanbaç duvarı, cipslerden çıkan tasolar, misketler,
ağaç evler, yakar top, evcilik adı altında girilen roller doktor, öğretmen,
anne, baba, çocuk, hasta, misafir, aşçı, garson, müşteri bunlar çocukların
gelişimi için fazlaydı bile. Hayatta girilebilecek tüm roller üstlenilirdi
hakkıyla. Ne oldu o güzelim yaşam tarzına? Kapıldık bir teknoloji sevdasına
gidiyoruz. Artık 4-5 yaşındaki çocuk herhangi bir sosyal paylaşım sitesinde üye
hatta ikisine hatta hatta hepsine. Komşunun çocuğu ne oldu? Facebook arkadaşı
daha ne olsun. Bundan 6-7 yıl önce liselerde münazara konusu olarak
televizyonun, bilgisayarın insanlara zararı yararı tartışılıyordu daha orda
yararlı diyen grubun kazanması, bizi ikna etmesi korkutmuştu beni şimdi daha
iyi anlıyorum. Çocuğunun sesi çıkmasın uslu dursun gerekirse 24 saat tv, pc
başında dursun hiç fark etmez. ÇIT çıkmasın yeter. Bugün tüm ebeveynler
çalışıyor. Çocuk isteğe bağlı anneanne babaanne yanında veya bakıcı eşliğinde 1
2 yıl dolduruyor sonra kreşle okul yaşamı başlıyor. İşte tamda o zaman zamanı
boşa geçirttirilmeye başlıyor. Arkasından gelen anaokulu daha sonra zorunlu boş
bir 12 yıl ve günümüzde hemen hemen sokakta çevirdiğiniz herkesin okuduğu
meşhur üniversite. Başlasın işsizlikte iş bulma çalışmaları evlilikti ev araba
al derken eee birde emekli olayım. Geri dönüp baktığında hayat bir koşuşturmaca
insanlar değil eşine, çocuğuna kendine vakit ayıramıyor. İşte olay burada
başlıyor AYIRAMIYOR değil ayırmıyor olarak görüyorum ben . insan taş bile
taşısa eğer ebeveyn olmayı göze aldıysa sorumluluklarını yerine getirmeli,
çocuğuna vakit ayırmalı. Aksi takdirde bu çocuktan yaşamı boyunca beklentide
bulunmayın. Emek verilirse karşılığı olur. Çocuklarınızı bol bol parka getirin,
bırakın çamur, toz, toprak olsunlar ama çocuk olsunlar. Öle her sıkılmada
vermeyin eline tv,pc. Komşunun çocukları olsun insanlarla o yaşta kaynaşsın,
paylaşmayı öğrensin. Evcilikle birçok role girip asıl olanı kendini bulsun. Son
model telefon bilgisayar psp yerine sevginizi verin. Yani kısacası diyeceğim o
ki bırakın ÇIT ÇIKSIN…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

